Sevgi dolu harika bir zaman diliminde kucak dolusu sevgiyle merhaba!…

Kendim için ne yaptım, kendimi nasıl mutlu edebilirim? Hep aramış olduğum huzura nasıl kavuşabilirim? Huzurlu olmak için ne yapmalıyım? sorularını hiç kendinize sordunuz mu?
Kendiniz için bugüne kadar ne yaptınız? Ruhunuz özgür mü? Yoksa mahkum mu?

Hadi bugün başlayalım.. kendimiz için adım atalım...Bugün özgürleşme zamanı olsun..

Bugün her şeyi bırakalım, bugüne kadar yaşamış olduğumuz hayatımızı, işimizi, kariyerimizi, arabamızı, evimizi,eşyalarımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi, korkularımızı,endişelerimizi, sorunlarımızı, kurallarımızı, sınırlamalarımızı tutunduğumuz, bırakmayı ret ettiğimiz her şeyi bırakalım, tüm geçmişimizi,kendimizi bırakalım ve özgürleşelim...


Korktunuz mu? Bırakmak duygusu nasıl bir his uyandırdı?

Hep böyle deriz ya bir olay yaşadığımızda aslında ruhumuzun sesidir bize bu duyguyu veren.

Bunu yapmak için hazır mısınız? Her şeyden özgürleşmek ister misiniz?

Ruhunuzun prangalarından özgürleşmek isterseniz yazım sizin için...
Yaşamımıza bir göz atalım hep beraber..neler yapıyoruz? yaşam içinde kendimize neler yaşatıyoruz?

Ne kadar baskı, esaret ve tutsaklık içinde yaşadığımızın farkına varmak için, yaşam bize özgür olmadığımızı göstermek adına bağırıyor, ama kulaklarımızı kapatmış halde bizler ortada dolaşıyor ve gün dolduruyoruz...

Kendimize yapmış olduklarımızı, özgür olmadığımızı hangi yaşam alanımızda yaşayıp ta anlayabilecek durumdaysak yaşamımızdaki o bölüm sorunlu hale geliyor ve dış dünyamızda bazı olaylar yaşıyoruz.

Baskı altında olduğumuzu para ile anlayacaksak kendimizi parasız bırakıyoruz, parasız olduğumuz için isteklerimizi hayallerimizi gerçekleştiremiyoruz diye bahaneler ile yaşamımızı kısıtlıyoruz..kendi kendimizi tutsak ediyoruz...Parayı suçluyoruz...

Yada mutsuz olduğumuz halde parasızlık korkusu bahanesiyle şikayet ederek işe gitmeye devam ediyoruz, en büyük baskıyı yapıyoruz...istemediğimiz halde sevmediğimiz bir işi yapmaya devam ediyoruz..İçimizde var olan yaratıcılığımızı kullanamıyoruz.Baskıyı yapan kim patron mu biz mi? Ama biz işyerini ve patronu suçlamayı tercih ediyoruz...

Özgür olamadığımız ilişkiler içinde kendimize baskı yapıyoruz, bu evli biriyle bir ilişki yaşamak olabilir,bir başkasına hala aşık olan biri yada baskıcı, kısıtlayıcı bir eşle beraber olmak olabilir..seçen kim? Ben demekten korkup yine karşımızdakini suçlayarak kendimizi rahatlatıyoruz.
Mutsuz olan lişkilere devam edip yine kendimizi tutsaklık içinde bırakıyoruz..
Ya çok bağımlı oluyoruz yada ben özgürüm aslında istediğimi yaparım havasına girerek bağımsız olduğumuzu göstermeye çalışıyoruz...iki aşırı uç arasında yaşayarak dengemizi kaybediyoruz..yine özgür değiliz...

Aile veya arkadaşlar içinde de yine altında yatan bir çok korku dolu duygumuz nedeniyle onların bizim yaşamımızı yönetmelerine izin veriyor gücümüzü teslim ediyoruz..Onların istekleri doğrultusunda yaşadığımız için gün geliyor onlara kızıyoruz..Gücünü teslim eden kim? Kaybetme yalnızlık sevilmeme vs korkuları yüzünden yine kendimize baskı uyguluyoruz..tutsaklık içinde yaşamaya devam ediyoruz..Hayır demek istediğimiz halde evet diyor ..sonra hep ben veriyorum, fedakarlık yapıyorum diyoruz ...sonra da onları suçluyoruz.
Kendi kendimize yapmış olduğumuz baskılar yetmiyor aynı şeyi çocuklarımıza yapmaya devam ediyoruz...hangi okulda okuyacaklarına kiminle arkadaş olacaklarına nasıl bir hayat yaşamaları gerektiğine onlar adına karar verip uygulamalarını istiyoruz. Sen ne istiyorsun? diye sormuyoruz, sorup ta isteğimiz dışında cevaplar alırsak ya kızıyor ya da toplumun gerekliliklerini zorunluluklarını (para,kariyer vs)anlatıp içten içe bazen de kurnazca kendi istediklerimiz doğrultusunda bir yaşam yaşamaları için onları zorluyoruz..tıpkı anne babalarımızın çevremizin bize yaptığı gibi belki şimdiki şartlara göre birazcık daha modern şekilde yapıyoruz bunu... aslında onlara kendi içimizdeki baskıyı yansıtıyoruz..biz onlara hükmediyoruz,yaşam da biz hükmediyor...

Sonuçta özgür olmadığınızı baskı içinde yaşadığınızı yaşamın neresinde görüp anlayabilecekseniz o bölge size olumsuz olaylar yaşatarak size ne durumda olduğunuzu gösteriyor...Özgür olmadığınızı tutsaklık içinde olduğunuzu size hatırlatıyor.

Suçlayacak suçlanacak hiç kimse hiçbir olay yok aslında..bu kendi kendimize kurmuş olduğumuz bir oyun sadece, bizim bahanelerimiz...
Bu yaşamı kendi seçimlerinizle siz yarattınız bunu kabul edin, başkalarını suçlamayı, yargılamayı bırakın.Bu sizin oyununuz.Başrol oyuncusu olarak yerinizi alın ve en güzel şekilde oyununuzun hakkını vererek keyif alarak oynayın.

SİZ OLDUĞUNUZ GİBİ MÜKEMMEL BÜTÜN VE TAMSINIZ…

DİLEK AYDIN

0 yorum:

Yorum Gönder

web counter